Küçükler için şehir efsanesi durumundaki hikayeler hep ilgi çekici olmuştur.
Aslında çağlar arası yaşam farkından dolayı, yaşanmışlıkların ütopik gelmesidir hikayeleri çekici kılan.
Neyse.
Küçüktük..
Aile toplantılarında şimdiye göre tartışılmayacak sıklıkta bir araya gelirdik.
Anılar anlatılırdı.
Geçmiş yad edilirdi.
Geçmişin bir yerinde hep onlardan söz edilirdi.
Ermenilerden.
Köyümüz eski bir Ermeni köyü olduğu için yaşlıların özellikle yoğun anıları vardı.
Anlatırlardı,
Merakla dinlerdik.
Yaşlı nine Ede’den bahsederlerdi mesela.
Doktor Leon’dan.
Kuyumcu Minas’tan.
Ve aklıma gelmeyen onlarcasından.
Gözleri buğulanırdı anlatanların,
Adeta yürekleri dağlanırdı.
Dedem mesela, “20 evlerdi mahallemizde” derdi, “şimdi ise hiç kalmadılar.“
Leon’dan bahsederken, gözlerinin içi gülerdi annemin: “ne zaman maaşını alsa, hep şekerleme alırdı bize” derken.
En çok yengemin anıları ilgimizi çekerdi ama..
Ermenilerin, göç ettirilmek zorunda kaldıkları için altınlarını köye gömdüklerinden bahsederdi
Göç, göç ettirilmek o zaman bizim ilgi alanımız dışındaydı. İlgilenmezdik, altın kelimesini duyduktan sonra..
Sonra büyüdük.
Niye diye sormaya başladığımız yıllara gelmiştik.
Artık anlatılanlar ütopik gelmiyordu.
Bu toprakların ezilen, acı çeken bir halkının mensubu olarak, anlayabiliyorduk Ermenileri
“Senden olmayanı yok say!”
“Senden olmayanı yok et!”
Çok da güzel başarıyorlardı da yapmak istediklerini
Zaten yok sayıyorlardı da, işlerine gelmediğinde de yok etmesini de iyi biliyorlardı.
Üniversite 3. sınıftaydım. 18 Ocak’taki son finalimin akşamı Sivas’a dönmek için otobüse binmiş,
19 Ocak sabahı sivas’ta olmuştum.
Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen final döneminin ardından, yine yorucu ve kötü geçen bir yolculuk sonrası varmıştım Sivas’a.
Sabah yol yorgunluğunu üstümden atmak için girdiğim yataktan öğleden sonra 4 civarında çıkabilmiştim.
Televizyona bakmak istedim,
Hayatımın belki de en kötü anına şahit olacağımı bilmeden.
Kırmızı bir şeritle “Hrant Dink Vuruldu!” yazmışlardı.
Aslında, ne acıdır ki, tam da final dönemi sırasında bir arkadaş sohbetinde konusu geçmişti Hrant’ın..
Kıyacaklar demiştik, harcayacaklar güzelim adamı.
Ne kadar konusu da geçmiş olsa, toz konduramıyor insan.
Kabullenmek zor geliyor.
Ürkek bir güvercin misali koruma içgüdüsüne bürünüyorsun ister istemez çünkü
Koruyamadığın için de kahroluyorsun
Kahroluyorsun.
Lanet okumaktan başka elden bir şey gelmiyor ki ama
Güzelim, melek gibi bir insanın arkasından intikam vari yaklaşım da hoş kaçmıyor üstelik
Bugün 5 yıl oldu Hrant katledileli.
5 Koca yıl
5 adaletsiz yıl
ve şimdi bizler geç de olsa adaleti beklerken çıkageldi yurdumun faşizm dolu adaleti
sadece mitinglere katıldığı için hapse atılan arkadaşlarına destek vermek için saçını kestiren gençlere örgüt sempatizanı diyebilen adalet sistemi, Hrant’ı katletmek için ormanlarda eğitim yapanları, sistematik ve organize bir şekilde katliamı planlayanları ve gerçekleştirenleri örgüt kapsamına almadı.
Daha önce de tetikçinin çocuk mahkemelerinde yargılanmasına karar veren mahkeme verdiği son kararla Hrant’ın kemiklerini iyice sızlattı.
Ama bizlerin barışa olan inancı, kardeşliğe olan bağlılığı ve ezilen tüm halklar adına ortak hareket etmemiz sayesinde Hrant Dink mücadelemizde hep yaşayacak. Bizler O’nu “insan” olarak daima hatırlayacağız
Ama sadece bir gazeteci değil tabii ki bizim için.
Onyıllardır yapmaya çalıştığımız devrim uğruna verdiğimiz şehitlerden biri.
Metin, bir yiğit.
Metin, bir “can”.
Metin, bir kahraman.
Metin..
Düşmanlarının gözünü, insanlıktan çıkmalarına neden olacak kadar korkutan bir insan..
Metin, bir yiğit
Anasının; bugün olsayine gazeteci olmasını isterdim dediği korkusuz bir yürek.
8 Ocak 1996′da Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen devrimci tutsakların hem cenazelerine katılmak, hem de haberlerini yapmak için gittiği Alibeyköy’de sarı basın kartı yok diye alana sokulmayan, ısrar edince de önce gözaltına alınıp Eyüp kapalı spor salonuna getirilen, sonra da burada dövülerek katledilen bir “nefer”.
Oligarşinin silahlı güçlerinin yok ettiği değerlerimizden birisi
Mücadelenin diğer adı.
Metin Göktepe..
Benzer tarihlerde baklava çalan çocuklar 18 yıla mahkum edilirken, O’nu katledenler 7 yıl ceza almışlardı.
Çünkü;
O’nu katleden polisti,
O’nu katleden devletti,
O’nu katleden sistemdi..
Hakk’a yürüyüşünün 16. yılında yoldaş Metin Göktepe’yi saygıyla ve özlemle anıyoruz. Mücadelen, mücadelemizdir yoldaş, unutulmayacaksın..
Bu bir türkü
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü-
alev bir saç örgüsü
kıvranıyor;
kanlı, kızıl bir meşale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın
Güneşi zapt edeceğiz
Güneşin zaptı yakın!