2009 1 Mayıs’ına işçi sınıfı ve emekçilerin üzerinden buldozer gibi geçen, görüngüleri seçim sonuçlarına da somut bir biçimde yansıyan krizin derinleştiği bir süreçte giriyoruz. Bu 1 Mayıs’ın özgünlüğünü, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, emek-sermaye çelişkisini daha da derinleştiren kriz ve onun etkileri oluşturmaktadır. Kriz, ödenemeyen faturaları elde biriktirirken, yoksulluğu ve yoksunluğu derinleştirdi. İşten atmalar son iki ayda daha da yoğunlaştı ve işsizler ordusu toplamda 15 milyon kişiye ulaştı.
Yaşanan ekonomik kriz, yerel seçim sonuçlarına da en somut görüngüleriyle yansıdı. Burada AKP’nin özellikle de sanayi havzalarında ve kent yoksullarının toplandığı bölgelerdeki oy kaybının yüksekliği özel olarak anılmalıdır. Bu, sosyolojik veri farklılaşmasının ötesinde, Türkiye’deki siyasal-sınıfsal gidişata daha net anlamlar yüklüyor: İşçi sınıfı ve kent yoksullarının krizin yıkıcı etkilerini sistem karşıtı bir zeminde olmasa da sorgulamaya başladığını gösteriyor. Yoksulluğun uçlarda birikmesi ve sınıfsal kutuplaşmanın derinleşmesi yaşanan krizin de etkisiyle katlanırken, bu, proletaryanın biriken yeni niceliğinin, siyasal arenada kendini hissettirmeye başlamasıyla somutluk kazanıyor. Türkiye’de son 30 yıldır adım adım uygulamaya sokulan neo-liberal politikalar sonucu yoksullaşarak konum kaybeden işçi sınıfı ve kent yoksullarının tepkisi seçim sonuçlarına da kısmen yansımıştır. Türkiye’de burjuvazi, krizin yarattığı fırsatları da arkasına alarak yeniden yapılandırma adımlarına ivme kazandırmaya çalışıyor. Ancak sermaye açısından bu tip süreçlerin Aşil topuğu, konumu sarsılarak yoksullaşan, işinden atılarak geleceksizliğe terkedilen emekçi sınıfların göstereceği tepkinin yaratacağı siyasal sonuçlardır. Bu tepki şimdilik sistem içinde ifade bulmaya çalışsa da -katılım oranının yüksekliği ve AKP dışındaki partilerin oylarını yükseltmesi- ilerleyen süreçte burjuvazinin kontrol edemeyeceği kanallara yönelme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Hayati konu, bu kanalları kimlerin hangi yönelimlerle, nereye doğru açacağıdır.
AKP Kürdistan’da da büyük oy kaybı yaşadı. Yerel seçim, Kürt sorununda kırmızı çizgilerin silikleşmeye başladığı, neoliberal yeniden yapılandırmanın yolunun düzlenmeye çalışıldığı bir kesitte yapıldı. Güney Kürdistan’la geliştirilen temaslar; Barzani’nin inisiyatifinde, örgütlenecek olan Kürt Konferansı’na – bu konferans, PKK’ye silah bıraktırma da dahil Kürt sorununun “çözüm” arayışına evsahipliği yapacak- gösterilen yumuşak tutum; Kürtçe TV açılımı; Ergenekon davası kapsamında Fırat’ın ötesine geçilerek ölüm kuyularının açılması vb… AKP Kürdistan’da DTP’nin karşısına bu “açılım”ların ucunu göstererek çıktı ve Kürt halkından oy istedi. Bu adımlar sadece seçime dönük bir aldatmaca olarak okunamaz elbette. Burjuvazinin Kürt sorununa çözüm arayışı, artık bu haliyle, sorunun sürdürülemez olmasının yanı sıra, bölgesel güç olma hayallerinden de beslenmektedir. Kürt emekçileri tüm bunlara karşın, karşılanmayan ulusal taleplerinin ve gittikçe artan yoksulluk ve yoksunluğunun faturasını seçimde AKP’ye kesmiş ve tercihini DTP şahsında PKK’den yana yapmıştır. Kürt emekçilerin -PKK’ye rağmen- mücadele dinamiklerini gösteren bu tabloyu iyi analiz etmeliyiz. Bunun yanı sıra göçün yoğun yaşandığı ve Kürt nüfusunun yüksek olduğu kentlerde DTP oy oranını artıramamıştır. Öte yandan AKP’nin Kürt sorununa dönük liberal açılımları özellikle Kürt göçü alan kıyı şeridinde CHP ve MHP’nin yükselişini tetiklemiştir. Buralar zaman zaman ırkçı-şoven kalkışmaların provasının yapıldığı yerler olmasıyla da dikkat çekicidir. Şovenizme karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği bayrağını yükseltmeli, halkların birbirine boğazlatılması tehlikesine karşı uyanık olmalıyız.
Krizin artan yıkıcı etkileriyle birlikte, sınıfsal-toplumsal alt üst oluşlar derinleşme eğilimindeyken, yeni durum içinden kitleler -kendiliğinden bilinç içinde- sınıfsal içgüdülerin ve tepkilerin harekete geçmesiyle ezberleri bozan tepkiler vermeye başlıyor. (Fabrika işgalleri, işten atmalara karşı gelişen ve kendi içinde inatçılaşma eğilimi taşıyan fabrika ve işyeri önü direnişleri, artan hayat pahalılığı ve işsizliğe karşı biriken hoşnutsuzluk…) Fakat kitlesel bir işçi sınıfı ve kent yoksulları hareketi olma ölçütleri bağlamında değerlendirildiğinde henüz çok cılız, dağınık ve süreksizdir.
Beyaz yakalılar içinde artan örgütlenme arayışı kendisini eylemli bir biçimde (Atv-Sabah grevi, IBM işçilerinin direnişi beyaz yakalı işçilerin son dönemdeki kıpırdanışlarının ilk göstergeleridir) ifade etmeye başladı. Sınıfın bu bölüğü görüş alanımıza girmiş olmakla birlikte, bunun somut ifadesi henüz yaşamda karşılığını bulmuş değildir. Ezberleri bozan bu kesimleri, ancak biz de ezberimizi terkedebilirsek örgütleyebiliriz. Yeni mücadele arayış ve ihtiyacı, ücretlerin aşağı doğru bastırılması, çalışma koşullarının daha da ağırlaştırılması ve işsizliğin çığlaşmasıyla birlikte, işçi sınıfı ve emekçilerde henüz süreklilik kazanmasa da kendisini göstermeye başladı. Kriz koşullarında emeğin korunması mücadelesini öne çıkarmalıyız. Kitleler en yakıcı -somut- talepleri için harekete geçer. Ancak emeğin korunması için verilecek mücadeleyi, sosyalizm hedefiyle buluşturamadığımızda, işçi sınıfı ve emekçilerin önünde, daha iyi koşullarda “ücretli kölelik” dışında bir seçenek olmayacaktır.
Giderek daha belirginleşmeye başlayan krizin yıkıcı etkilerinin üzerinden sosyalizmi tek gerçek alternatif olarak filizlendirebilmek, her şeyden önce sosyalizmi kitlelerin yaşamlarında gerçek bir ihtiyaç düzeyine çıkarttığımızda olur. Ve kitleler ancak bu koşullarda sosyalizm için mücadele ederler. Bugün kapitalizmin krizinin karşısına sosyalizmi çıkartabilmek, onu sınıf savaşımının içine elle tutulur bir şekilde yerleştirebilmeyi gerektiriyor.
Tüm bu noktalardan hareketle, devrimci sınıf siyasetinin ana görevi yerel seçimlerin ardından, krizin yıkıcı etkileriyle derinleşen tepki birikimini 1 Mayıs alanına taşımak olmalıdır. Ne var ki, bir bütün olarak kriz sürecinin gösterdiği gibi, devrimci sınıf siyaseti ve örgütlenmesi, işçi sınıfı ve kent yoksullarının belirginleşmeye başlayan hoşnutsuzluğunun içine girip ona bir yön kazandıramıyor. Bu, Türkiye’de devrimci sınıf örgütlenmesinin geleneksel ve yapısal zayıflığının yanında, mevcut durumun sürdürülemezliğini de çok net ortaya koyuyor. Yerel seçimler, beliren gerçeklerle yüzleşmek isteyen herkes için bu yönleriyle de bir ayna olma işlevini görüyor.
2009 1 Mayıs’ında üzerinde hareket edeceğimiz zemin, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, krizin yıkıcı etkilerinin yarattığı öfke birikimine ve kitlelerin akacak kanal arayışına güçlü bir yanıt oluşturmanın taşlarını döşemek olacaktır. 1 Mayıs’ın emekçi sınıflar için tarihsel anlamının yanında, yüklendiği güncel önem ve işlev budur. Türk ve Kürt işçi ve kent yoksullarını 1 Mayıs’a taşımak, kendi gerçek bayrakları altında dövüşmelerinin önünü açmak, 1 Mayıs taktiğimizin bel kemiğini oluşturmaktadır.
Krize karşı genel grev genel direniş!
1 Mayıs süreci GGGD (Genel Grev Genel Direniş) çağrısıyla yürütülmelidir. GGGD sloganı belli aralıklarla yükseltilen bir mücadele çağrısı olarak işçi sınıfına ve emek örgütlerine mal olmuştur. Ne var ki, işçi sınıfı devrimcileri başta olmak üzere, devrimci hareketin GGGD ile kurdukları ilişkinin farklılaşması gerekiyor. GGGD bugünkü kriz koşullarında tek başına bir ajitasyon ya da propaganda sloganı olarak düşünülemez. Özellikle de krizin yıkıcı etkilerini daha keskin hissettirmeye başladığı bir kesitte, işçi sınıfının mücadele talep ve sloganlarını hiyerarşik bir dizilim içinde düşünmeyi terketmeliyiz. Bu düşünüş tarzı, sürecin sıçramalı gelişimini karşılamadığı gibi dinamik taktik önderlik anlayışıyla da örtüşmez. Kriz süreçleri toplumsal-sınıfsal alt üst oluşların derinleştiği, anomalilerin tetiklendiği, sisteme duyulan öfke ve hoşnutsuzluk birikiminin sıçramalı bir biçimde kendini dışa vurduğu süreçlerdir. Bunun sınıflar savaşında proletarya ve onun öncüsü açısından siyasal anlamları vardır. Süreç hiçbir şekilde doğrusal, tek biçimli ve bir denge üzerinden seyir etmeyecektir. Krizin artan eksiyle 1 Mayıs’a yürürken, bugün nesnel olarak değerlendirildiğinde, sınıf hareketinin GGGD’ye doğru ilerlemesinin zemini vardır. Bu, en başta bizim ve devrimci hareketin, sınıf içindeki etki gücünden bağımsız bir gerçektir. GGGD’nin zemininin olması ayrı bir şeydir, onun örgütlenmesine önderlik etmek için gerekli ön hazırlığa sahip olup olmamak ayrı bir şeydir. Bu genel doğrudan hareketle sosyalist sınıf siyasetinin ve faaliyetinin yoğunlaşacağı nokta, GGGD’nin genel bir çağrı sloganı olarak kavranılmasını terkedip, genel ve hedefsiz bir varoluş sergilemenin ötesinde, GGGD’nin örgütlenmesine yönelmek olmalıdır. Böyle bir hatta girmek, 1 Mayıs’ı süreç olarak örgütlemenin yanında 2 Mayıs ve sonrası için de önemlidir.
Krizin en yıkıcı etkisi yoksulluk ve yoksunluğun artmasıyla birlikte kendisini işsizlikle ortaya koyuyor. İşsiz-işçiler emekçi semtlerinde yığılmış durumdadır. Geçim sıkıntısı, elde biriken faturalar, banka-kredi borçları, karşılanamayan en temel ihtiyaçlar… Tüm bunlar geleceksizlik hissiyle iç içe ve öfkeyi kabartan faktörlerdir. Bugünkü taktiğimizin dayanacağı temel dinamikler, yoksulluğun ve yoksunluğun yıkıma uğrattığı, tüm emekçi sınıflar ve özelinde de işsiz-işçiler ve emekçi kadınlar olacaktır. 1 Mayıs sürecine yürünürken, işçi sınıfı devrimcileri dikkatlerini bu noktaya toplamalıdır. GGGD 1 Mayıs taktiğimiz olmasının yanında, kriz sürecinin bütünü ve belirleyici etapları açısından yürütülecek bir taktiktir.
GGGD, kapitalizm karşıtlığı ve sosyalizm
GGGD taktiğini ayırt edici ve güçlü kılacak olan onun sosyalist bir perspektif içerisinden örülmesi olacaktır. GGGD çağrısı-örgütlenmesi tek başına kapitalizmin yıkıcı etkilerinin teşhir ve buradan bir mücadele çağrısına değil, bununla birlikte ve buna içerilmiş bir alternatif olarak sosyalizm ihtiyacını görünür kılacak bir işlev görmelidir. Sınıfa karşı sınıf, krize karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm ilişkisi bir bütünlük içinde kavranmalıdır. Bu ilişkinin normalde böyle kurulduğu ve böyle bir bütünlüğe sahip olduğu söylenebilir, ancak, gündelik devrimci sınıfsal bir varoluşa içerili güçlü bir sosyalizm alternatifinin, kapitalizme karşı sosyalizmin söylem düzeyinden çıktığını söylemek mümkün değildir. GGGD, krizin yıkıcı etkilerine karşı muhalefet çizgisi temelinde değil, iktidar perspektifi doğrultusunda sosyalizmin güncelliğinin kitlelerin bilincine kazınmasıyla örgütlenebilir. Bunun için, yaşamın tüm konu ve alanlarında sosyalizmi toplumsal bir yaşam projesi olarak kitlelerin görüş alanına sokmalı, sistemin teşhirine yönelirken kullandığımız ajitasyon – propaganda ve sloganları (talepleri) farklılaştırmalıyız.
1 Mayıs Alanı TAKSİM’DİR!
1 Mayıs alanının TAKSİM olmasının emekçi sınıflarda, sendika – kitle örgütlenmelerinde ve devrimci-sol çevrelerde meşru bir zemini vardır. Biz geçen yıl 1 Mayıs değerlendirmemizde “TAKSİM Kazanılmıştır” tespitini yaparken, Taksim’in artık geniş emekçi yığınlar için savaşılarak kazanılan bir mevzi olduğunu söylüyorduk. Savaşımla kazanılmış bir mevzi kitlelerin bilincinde artık meşrudur! Bu noktada, TAKSİM’i 1 Mayıs alanı olarak görmeyen her türlü yaklaşımla aramızda net bir ayrım vardır. Bu yaklaşım, tüm içeriğinden bağımsız olarak işçi sınıfı hareketini ilerletmeyecek, geriletecektir. Kitleler mücadelelerinin somut siyasal yansımalarını görmeye ihtiyaç duyarlar. Son iki yılki 1 Mayıs, emekçi kitlelerine, yüklendiklerinde ve belli bir direşkenliğe sahip olduklarında kazanım elde edebileceklerini gösterdi.
1 Mayıs alanı Taksim’dir! Taksim ısrarından vazgeçmek, geri adım atmak ve kazanılmış mevzinin terk edilmesidir. Fakat salt Taksim odaklı bir taktik konumlanış dar olmasının yanı sıra bu 1 Mayıs’ın özgünlüğünü oluşturan kriz ve krizin etkilerinin üzerinden atlamak anlamına gelecektir. 1 Mayıs taktiğimizin ana eksenini bu bağlamda; krize karşı, genel grev genel direnişi ve sosyalizmin güncelliğini kitlelerin bilincine taşımak oluşturacaktır. Taksim çağrımıza ruhunu veren de bu olacaktır. Buradan hareketle;
- Emekçi sınıfların, yaşadıkları yakıcı sorunlar ve talepler üzerinden örgütlenmesi ve 1 Mayıs’a taşınması krize karşı mücadeleyi soyut bir mücadele çağrısı olmaktan çıkaracaktır. 1 Mayıs hazırlık çalışmaları krize karşı genel grev genel direniş şiarıyla yükseltilecekse bu mutlaka örgütlenme ayağını güçlü örmeyi gerektirmektedir. Eğitimde ve sağlıkta neoliberal dönüşüm politikaları sonucu yaşanan yıkım ve derinleşen yoksulluk birikimi kriz koşullarında işçi sınıfını, kent yoksullarını, emekçi kadınları, öğrenci gençliği en yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamaz noktaya getirmiştir. Her alan ve kesimi kendi özgün talepleriyle (tersanelerde ölümlere ve işten atmalara karşı yürütülecek mücadele; kent yoksulları içinde zamlara, yıkımlara karşı verilecek mücadele; işsiz-işçiler içinde herkese iş herkese çalışma hakkı talebini yükselterek verilecek mücadele; gençlik içinde “kapitalizmi kriziyle birlikte tarihin çöplüğüne” şiarıyla yürütülecek kampanya vb…) 1 Mayıs alanına taşıyacak bir konumlanış… Politikamızın ana çizgisini krizin daha da belirginleştirdiği tüm dinamikleri, sınıfsal karşıtlığı derinleştirecek bir mücadele hattıyla birlikte, ileri doğru geliştirecek bir mevzileniş oluşturacaktır.
- 1 Mayıs’a yürürken, krizin yıkıma uğrattığı kitleler, başta işsiz-işçilerin ve mutfaktaki yangını en yakıcı biçimde hisseden emekçi kadınların kendi talepleriyle sokağa indirilmesi hedeflenmelidir. Bu açıdan, 1 Mayıs, bu kesimler içerisinde de eylemli bir süreç olarak örgütlenmelidir. Emekçi semtlerinde “İşsiz-İşçiler Buluşuyor!” temelinde bir faaliyet yürütülmesi sözkonusu kesimlerle daha ileri bir düzlemde ilişkilenilmesine basamak olacaktır.
- Bugüne kadar pek çok kendiliğinden fabrika/işyeri direnişi, işgali vs. – çok azı kazanımla sonuçlanmış olsa da- oldu. Hala devam eden direnişler var. Beyaz yakalılar içinde, krizle birlikte daha da derinleşen konum kaybı ve gelecek beklentisizliği, örgütlenme ve mücadele arayışlarını artırdı. Bu kesim içerisinde uç veren direnişler oldu/oluyor. Çalışan öğrencilerin -asistan öğrencilerin- eylemleri, kent yoksullarının yıkımlara karşı barınma hakkı için verdiği mücadele, zamlara karşı yükselen eylemli tepkiler vb… Faaliyetimizde bunlarla ilişkilenmekte epey zayıf kaldık. GGGD demek, nerede bir direniş varsa oraya çadır kurmak, nerede bir dinamik varsa onu örgütlemek, içerdenleşmek demektir. 1 Mayıs’a GGGD taktiğiyle yürürken, tüm mücadele dinamiklerini kucaklayacak bir konumlanışa geçmeyi hedeflemeli, hayatta karşılığını yaratacak bir faaliyetin yürütücüsü olmalıyız.
- Yerellerde ve alanlarda yürütülecek çalışmanın yanı sıra merkezi kimi eylem ve etkinliklerin örülmesi, politikanın etki alanının daha geniş kesimlere taşınacak olması yönüyle de hedeflenmelidir (Örneğin; direnişteki işçileri biraraya getirmeyi hedefleyen “Direnişçi İşçiler Buluşması”, merkezi yerlerde eylem, forum, şölenlerin gerçekleştirilmesi, 1 Mayıs’a çağrılarının yapılacağı yürüyüşler, vb. ). 1 Mayıs platformu içerisinde yer alan sendikaların, örgütlü oldukları işyerlerinde krize karşı uyarı ve 1 Mayıs’a çağrı temelinde, 2 saatlik işbırakma eylemleri örgütlemeleri politikanın etki alanını genişletmenin diğer bir örneği olacaktır.
Bu süreçte öne çıkartacağmız temel slogan ve talepler; “Sınıfa Karşı Sınıf, Krize Karşı Devrim, Kapitalizme Karşı Sosyalizm”, “İnsanca Yaşam Sosyalizmde”, “Herkese İş, Herkese Çalışma Hakkı”, “6 Saatlik İşgünü, İnsanca Yaşanacak Ücret”, “Kölece Yaşamaya, Kölece Çalışmaya Hayır”, “İşten Atmalar Yasaklansın, Atılan İşçiler Geri Alınsın” olacaktır. Bu sloganlar, hareketi ileriye çekme kapasitesine sahiptir ve kitlelerde bir karşılığı vardır. Bu slogan ve taleplerin içerim ve işlevini; tek başına sistemin teşhirine yönelik olmasıyla değil, sosyalizmi somut ihtiyaç düzeyine çıkartacak ve ona dokunulabilecek somut bir yön olmasıyla taşımalıyız. Tek başına bu vurgu ve sloganların bu halleriyle genel düzeyde kullanılması bizi ve bir bütün olarak devrimci sınıf siyasetinin etki gücünü zayıflatıyor. İşsizlik sermayenin tarihsel ve yapısal eğilimi içinden düşünüldüğünde kapitalizmin çözebileceği bir sorun değildir ve olamaz. İlgili talepleri dillendirirken biz kapitalizmin aynı zamanda bunu neden veremeyeceğinden hareketle işsizliğin ancak sosyalizmde gerçek çözümüne kavuşabileceğini propaganda etmeliyiz. Burada tüm sloganlara yeniden içerik katacak, onları işlevlendirecek, daha proaktif kılacak olan sosyalizm olacaktır.
Birleşik, kitlesel, militan bir 1 Mayıs, emperyalist kapitalist sistemin güçlü bir teşhirinin yanı sıra güçlü bir sosyalizm -yaşamdaki karşılığıyla birlikte- propagandası üzerinden örgütlenecektir! Her sınıf kendi bayrağı altına!
***
Sınıfa Karşı Sınıf, Krize Karşı Devrim, Kapitalizme Karşı Sosyalizm!
Uzlaşma Yok, Yaşasın Genel Grev Genel Direniş!
Devrimci 1 Mayıs Alanı TAKSİM’DİR!
Herkese İş, Herkese Çalışma Hakkı!
İşten Atmalar Yasaklasın, Atılan İşçiler Geri Alınsın!
İnsanca Yaşanacak Ücret İstiyoruz!
İnsanca Yaşam Sosyalizmde!
Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği!
Yaşasın Bağımsız Sosyalist Türkiye!
Yaşasın Bağımsız Sosyalist Kürdistan!
Ya Kapitalist Barbarlık, Ya Sosyalist Özgürlük!