Gönderen: maglor1903 | 13 Aralık 2011, Salı

O 17 yaşında olduğuna hiç pişman olmadı..


“Gökte turna dizim dizim
Dinmedi yürekte sızım
Erdal Eren’i asmışlar
Ağıdını söyler sazım”

Erdal Eren 25 eylül 1964′te Giresun – Şebinkarahisar’da doğmuş, 12 eylül 1980 darbesi sırasında 16 yaşında olan güzel bir çocuktu. Çocuktu. Erken büyüyordu ya çocuklarımız.. Onaltı yaşında direnişçi, onsekizinde bir kahraman oluyorlardı ya, o 16′sında erişmişti kahramanlık mertebesine.
Sadece türk devrim ve siyasi tarihinin değil, dünya tarihine de kara bir leke olarak geçen 12 eylül faşist darbesinin katlettiği en küçük (yaş olarak) isimdi Erdal.. Geçmişimize kara bir leke olarak sürüldü Erdal’ın idam edilmesi ve yaşadığımız hergün, mücadelesini sürdürüp, intikamını alamadığımız her an alnımızda kaldı bu leke.

30 Ocak 1980′i gösteriyordu tarihler.. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, MHP’li bakanın koruması tarafından katledilmişti. Sinan’ı katleden koruma Süleyman Ezendemir, onu aleme ibret olması için bütün Ankara sokaklarında dolaştırmıştı. Olayın ardından en büyük protesto gösterisi 2 Şubat’ta Sinan’ın öldürüldüğü yerde yapılmıştı. Gösteride jandarma er Zekeriya Önge öldürülmüş, aralarında Erdal Eren’in de bulunduğu onlarca kişi gözaltına alınmıştı.

O günler tutuklamaların, yargılanmaların yoğun olarak gerçekleştiği günlerdi. Bütün yoğunluğa, bütün prosedüre rağmen Erdal Eren’in yargılanması hemen başlatılmış ve Erdal gözaltına alınmasının üstünden 27 gün geçmişken henüz, 19 Mart 1980′de idama mahkum edilmişti. Tutuklamalara yapılan itirazların bile bu kadar kısa sürede değerlendirilmediği bir dönemde, yargılamanın ve idam kararının jet hızıyla verilmesi, gerçekten takdire şayandı. Ne yaşına bakıldı Erdal’ın, ne avukatlarının yaptığı itirazlara.. Ferman kesilmişti ve uygulanacaktı.. Doğru ya, hem asmayacak da ne yapacaklardı, besleyecek değillerdi ya?

Karar açıklandığı anda Erdal, mücadelesinin getirdiği korkusuzlukla mahkeme salonunda slogan atıyordu. Daha slogana henüz başlamışken askerlerin saldırısına uğramıştı. Mahkeme salonunda kıdemli asker, astsubaylar ve subaylar tarafından öldüresiye dövülmüştü. 17 yaşında, tutuklu, elleri kelepçeli bir genci askerlerin dakikalarca öldüresiye dövmesine karar heyetinden ve hakimlerden kimse ses çıkarmıyordu. Ceza infaz edilmeden, ellerindeki son fırsatı da iyi değerlendirmişlerdi. Erdal’ı oracıkta adeta linç etmişlerdi.

Karara yapılan itirazlar her seferinde reddediliyor, Askeri Yargıtay’ın aldığı “delil yetersizliği yüzünden kararın bozulması” ve “TCK’nın 59. maddesine göre idam cezasının müebbete çevrilmesi” kararları Daireler Kurulu’nca bozuluyordu. Ne olay yeri incelemesi, ne yaş tespiti, ne görgü tanıklarının dinlenmesi.. hiçbirşey yapılmıyordu. Dünya ayağa kalkmış, idama karşı imza kampanyaları düzenleniyordu. Ancak, faşist cunta, gözünü karartmıştı. Dönemin yükselen gençlik hareketinin intikamını alacak ve gençlerin gözünü korkutacaktı. Düşündüklerini yapabilmek uğruna, 16-17 yaşında gencecik bir delikanlıyı idam sehpasına çıkarabilecek kadar hayvanlaşmışlardı.
Yapılan bütün bu itirazlara rağmen idam kararı 13 Aralık 1980′de, yani 12 eylül faşist darbesinin 3. ayında uygulamaya geçirilmiş ve Erdal Eren 17 yaşını bile doldurmadan idam edilmişti.

Erdal Eren, idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan’a, “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söylemişti.

Erdal Eren, bütün korkusuz yiğitlerimiz gibi, Deniz gibi, Mahir gibi, Ulaş gibi ve diğerleri gibi ölüme korkusuzca gitmiş ve bu onuruyla kalbimizde, beynimizde ve mücadelemizde daimi yer edinmiştir. 17 yaşındayken, yaşı büyütülüp idam edilmesine rağmen gösterdiği olgunluk, cesaret ve korkusuzluk; onu asanların aldıkları her nefeste içlerinde ukte kalmasına neden olmuştur. Korkusuz yiğitlerimiz onurlarıyla bir kez ölürken, onları asanlar – öldürenler – katledenler onursuzluklarıyla her gün ölmüşlerdir.

Ve bizler, aldığımız her nefeste anılarını rehberimiz, erdemlerini yolumuza ışık kabul ederek, onurlu mücadelelerini mücadelemiz sayarak ve devrim ve sosyalizm uğruna korkusuz yiğitlerimiz gibi can vermeye hazır olarak oligarşiye ve onun silahlı kuvvetlerinin dayatmalarına karşı geliyoruz, adınızı ve mücadelenizi onurumuzla yaşatmaya devam ediyoruz

Adını yaşatıyoruz Erdal Yoldaş, unutulmayacaksın!

“Ankara adı kara
Bu yara başka yara
On yedi yaşındaydı,
Kıyılır mı Erdal’a?”


Yorum yapın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 69 other followers