Yazılarımda, hep derleme bilgiler vermeye çalışırım. O kimdir, şu olayda neler olmuştur vs vs anlatırım. Bu sefer farklı bir yol izlemeye karar verdim. Artık yorulduğumdan mıdır, yoksa bu olayı anlatmaya daha fazla midemin ve gücümün müsaade etmemesinden midir bilmiyorum ama Maraş olayları ile alakalı anlatım tarzımı değiştirmek istiyorum..
Şimdi bir kent canlandırın gözünüzde.. İyisiyle, kötüsüyle, sağcısıyla, solcusuyla, Alevisiyle, Sünnisiyle insanların bir arada yaşadığı bir kent. Kentte herşey muntazam değil belki ama, en azından insanlar birbirlerinin suyuna gitmeyi biliyor. Kan akmıyor en azından.. Sonra birşeyler oluyor, birden bire birşeyler..
Öyle, anlık sinirle, öfkeyle anlatılabilecek şeyler değil ancak yaşananlar. Anlık sinir, 1 saat sürer, 2 saat sürer, hadi diyelim 1 gün sürer.. Maraş’ta olaylar günlerce aynı şiddette devam etmiştir.. Şiddetini anlatmaya yürek dayanmıyor ya, bahsetmeden geçmek de olmuyor işte n’aparsın..
Bazen düşünüyorum; zor durumda kalsam cana kıyar mıyım acaba diye de. Yok diyorum, yapamam ben. İnsanım nihayetinde, vicdanım, merhametim var.. Peki ya 19-24 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş’ta yaşayanların hiç mi vicdanı yoktu? Hiç mi merhametleri yoktu bu insanların? Yahu ne ister bir insan anne karnındaki bir bebekten? Nasıl kıyar 8 aylık hamile bir kadına karnındaki bebesiyle birlikte? Peki ya bir babayı, çocuklarının gözü önünde nasıl kurşuna dizer? Nasıl mıhlar çocukları ağaçlara?
Hangi insanlık, hangi merhamet izin verir buna? İnsan, insan olmayana bunu yapamazken, birileri nasıl yapar aynı topraklarda birlikte yaşadıklarına bunları? Yok, yok, yok.. Düşünüyorum, düşünüyorum almıyor dimağım. Almıyor, masum insanların canına bu kadar vahşice nasıl kıyılabildiğini.. Almıyor, insanların bu kadar insanlıktan çıkacak kini nefreti nasıl biriktirebildiğini.. Günlerce süren katliam sırasında hiç mi yatağa girmedi bu insanlar, hiç mi vicdanlarıyla baş başa kalmadılar diye sormadan edemiyorum. Sormadan edemiyorum ya, cevabını da ne kendim verebiliyorum, ne de başkasından alabiliyorum.
Aklımın almadığı diğer bir soruda, devletin biz Alevilerden ne istediğidir.. Günlerce süren vahşet sırasında, saldırganlar hiçbir şekilde polis müdahalesiyle karşılaşmıyor ne tesadüftür ki. Katliam öncesinde Belediye hoparlöründen: “Üç din kardeşimizi komünistler öldürdü” şeklinde anonsların duyulması da çok acı bir tesadüf daha olsa gerek.. Burada bir yerden kopyala yapıştır yapmak durumundayım, bunu anlatmadan geçemeyeceğim ama yüreğim bunu yazmama elvermiyor:
“
Aleviler’in yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar.
Polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve son günlerde yoğunlaşan hazırlıklara yeterince önlem almamaları veya genel geçer önlemler alarak hareket etmesi saldırganların kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş’ı ele geçirmelerine neden olur.
Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları bağazlarlar, kurşun sıkarlar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanlara baltalarla saldırıp öldürürler.
“
Bunun üzerine söylenebilecek/yazabilecek çok fazla birşey yok sanırım. Hani cahil bir toplumuz, çok çabuk -tabir-i caizse saman alevi gibi parlayacak derecede- sinirlenebilen bir toplumuz ya, insanarın bu kadar sistematik ve planlı bir şekilde bu kadar insanlıktan çıkıp da vahşileşebileceği… Sözün bittiği yere götürüyor insanı
Katliamın 32. yılında yani geçen sene katliamı lanetlemek ve anmak için ilk kez Maraş’ta toplanan insanlara saldırmaya çalışan faşist ve gerici grubun varlığı da bu vahşiliğin, bu cahilliğin ve bu insanlıktan çıkışın hala devam ettiğini gösteriyor. O kadar yazıyor, çiziyoruz ya, yine ellerine düşsek yine aynısını yapacaklar.. Bizler alevi yaşayışının ve yüce inancının getirdiği kültürle yaşarken, aleviliğin bize sağladığı felsefeyi hayatımızın her anına katarken içimizdeki huzuru kendimizden emin olmamız sebebiyle hiç kaybetmiyoruz. Sizlerse, allahın sopası yok misali, Maraş’ta yaktıklarınızın, yıktıklarınızın birer ibret-i alem olması istenirmişçesine Maraş dağlarında kurtlara yem olmaktan kurtulamıyorsunuz.
Var olan mistik gücün lanetinin hep üzerinizde olması dileğiyle.








Allah belanızı versin lanetlenmiş yaratıklar..