This slideshow requires JavaScript.
Günlük hayatta yapılan her iş, yürütülen her çalışma beceri ister. Beceremeyenler araba kullanamaz mesela, çünkü araba kullanmak beceri ister. Beceremeyenler, usta, teknisyen vs olamaz mesela, çünkü ustalık beceri ister. Beceremiyorsanız yapmazsınız kısacası o işi. Ancak ilginç bir şekilde ülkemizde beceri istemeden yürütülen bir iş var ki, o da kulüp yöneticiliği.. Kulüp yöneticileri %99 oranda iş adamlarından seçilir. Tek kriter budur, iş adamı olmak. Sanırım beceri kriterini iş adamı olmayla birlikte değerlendiriliyor. Adam iş adamı olduysa beceri de vardır, yöneticilik kabiliyeti de diye mi düşünülüyor nedirHayatındaki futbol ilgisi ve bilgisi televizyon karşısında maç (sadece futbol) izlemek dışında sporla yakından uzaktan ilgisi bulunmayan, sadece ahbap-çavuş ilişkisi sayesinde kulüplere yönetici olanlar insanlardan Beşiktaş yönetim kurulunda da bolca mevcut durumda. Olması da çok normal, zaten yönetim kurulunun başındaki zihniyet tam da bahsettiğim şekilde biri zaten.
Kısaca bahsedelim Yıldırım Demirören’den. Baba Erdoğan Demirören’in lüks dolu hayatı içinde yaşamış ve yetişmiş birisi Yıldırım Demirören. Eğitimine Türkiye’de başlayıp, İsviçre’de Leysin Amerikan Okulları’nda bitiren birisi. Kazanmak nedir çok iyi biliyor, ancak kaybetmek nedir çok da fazla bilgisi yok. Bilmiyor kaybetmenin getirdiği zorluğu, çünkü hayatında birşeyler kaybettiğinde yerine çok daha iyileri konmuş hep. Ömrünün belki de %80′inden fazlasını “senin canın sağolsun oğlum” ve benzeri teselli cümleleriyle geçirmiş birisi Yıldırım Demirören. Kendisinden sanırım çok da başarılı bir kulüp yöneticiliği beklenilmemesi gerekir.
Yıldırım Demirören, göreve geldiği 2004 yılından bugüne kadar geçen yaklaşık 8 yıllık sürede birçok yönetici ile, birçok teknik direktör ile çalışmasına rağmen hala da başarıyı ve istikrarı yakalayamamış, hatalarından(!) ders alamamış görünüyor. Görünüyor, çünkü geçtiğimiz haftasonu yapılan Divan kurulu toplantısında açıklandığı üzere Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün borcu 2011 yılı son dönemi itibariyle 442 milyon liraya ulaşmış durumda. Aşağıda, kendisinin göreve gelmesinden itibaren Beşiktaş’ın geçirdiği 8 transfer dönemini göstereceğim. Harcanan yüzlerce milyon eurolar, getirisi olmayan, sadece zarar ettiren futbolcular, neredeyse adını bile duymadığımız transferler vs vs..
Bir Beşiktaşlının, hadi beşiktaşı da geçtim, bir kulüp yöneticisinin takımına, kulübüne bu denli zarar verebilmesi için, ya ciddi anlamda düşmanı olması gerekir o kulübün, ya da zeka ve beceri namına hiçbir nitelik taşımaması gerekir.
Eğer hazırsanız o acı tabloyu sunmaya başlıyorum:

Toplam 13.700.000 Euro’nun harcandığı transfer döneminde 1 kuruş bile kazanılamamış satılan oyunculardan. Ve kulübün 2004-2005 döneminde sadece bonservis bakımından zararı 13 milyon 700 bin euro

2005-2006 sezonu transfer döneminde allah John Carew’den razı olsun. Norveçli’nin Olympic Lyon’a satılmasından elde edilen 7.600.000 euro transfer geliriyle Beşiktaş o sezonu 1.680.000 euro transfer kazancıyla kapatmış görünüyor.

Teknik direktörlüğe Tigana’nın getirildiği 2006-2007 sezonunda Beşiktaş yine 8 transferden para kazanamayarak ve bu sefer Delgado, Ricardinho transferlerinin de etkisiyle transferde 15.700.000 harcadığı sezonda 12.150.000 euro zararla kapatıyor

2007-2008 sezonu yine zarar.. bu sefer ise 8.550.000 euro zarar

tertemiz sivok ve zapatocny transferlerinin yapıldığı 2008-2009 sezonu yine zarar.. bu sefer zarar 14.250.000 euro.. 15.050.000 euro’nun harcandığı ve 10 oyuncunun satıldığı sezonda sadece 1 oyuncudan 800.000 euro bonservis ücreti kazanabiliyor beşiktaş

2009-2010. Rodrigo Tabata’ya 8 milyon euro verildiği sezon. Transfere harcanan para 23.570.000 euro ve transfer, 23.570.000 euro zararla kapatılıyor
hiç para kazanamamış Beşiktaş sattığı oyunculardan

transferin taraftar açısından en gözde sezonunda zarar 9.900.000 euro

ve bu sezon.. transferde zarar 14.500.000 euro. 2 sezon önce 8 milyon euroya transfer edilen Rodrigo Tabata bu sezon 1.150.000 euroya satılmış. Gerçekten büyük transfer başarısı
Şimdi burada bahsettiğim sadece futbolda transferde yaşanılan kayıplar. Diğer branşlarda da buna benzer (meblağ olarak daha düşük olsa bile) bir tablo olduğunu düşünürsek.. Personel alımında, çalıştırılmasında aynı tablonun olduğunu düşünürsek.. Sponsorluklarda aynı tablonun olduğunu düşünürsek.. Ve borç ödemelerinde böyle bir tablonun olduğunu düşünürsek.. Borcun nasıl bu noktaya geldiğini çok iyi anlarız. Gününde ödenmeyen ve ödenmesi için gerekli kaynağın yaratılmadığı borçlar ve bu borçları kapatmak için yüksek faizle çekilen krediler.. Sonra onların ödenmesinde yaşanan benzer sıkıntılar ve benzer ama çok daha kötü çözümler.. Kısır bir döngüye nasıl da benziyor..
Çok karamsar bir tablo var önümüzde. Ekonomik olarak bakıyorum olaya, çünkü herşeyin başı ekonomiden geçiyor. Ekonomin düzgün olmazsa son günlerde yaşadığımız gibi, gelir kaybı korkusuyla ağzından düşürmediğin Beşiktaşlılık duruşunu bile ayaklar altına alabiliyorsun. Nasıl mı?
Fenerbahçe gibi, şike yaptığı bariz belli olan bir kulübün düşürülmemesi için elinden geleni yapıyorsun. Çünkü biliyorsun ki Fenerbahçe düşürülürse yayın gelirin de düşüecek. Belki de Lig Tv çekilecek yayıncı kuruluş olmaktan. Milyonlarca euro kaybın olacak senede. İşte bu korku seni, yıllarca övündüğün şerefli ikincilikleri ve Beşiktaşlılık duruşunu ayaklar altına almana sebep oluyor.
Biz taraftarlar olarak kahroluyoruz, sen başkan olarak başka hesap peşindesin
Çok farklı yerdeyiz be demirören, çook.
Biz renklere aşığız, sen paraya, pula, şana, şöhrete..
Biz karşılıksız seviyoruz, sen çoluk çocuğunun rızkına karşılık..
Biz seviyoruz, senin sevip sevmediğin bile belli değil..
Biz uğruna canımızı bile vermeye hazırız, sen paralı askerlerini üstümüze salmaya..
Umudum ve isteğim odur ki, en kısa zamanda seçimle falan da değil ha, yaptığın ve hesabını veremediğin pisliklerin yüzünden kulübün kapısından içeri girememen.
O gün işte bizim bayramımız olacak
O gün Beşiktaş’ın kurtuluş günü olacak..
Saygılarımla efendim.